Bir ders kayıt dönemi daha geldi çattı. Yine sisteme sövgüler, yine koca yunus sunucusunun çöküşü, yine bir hüsran anneciğim.

Bir takım önerilerle başlıyorum:

Bon Iver
'in yeni albümünü mutlaka dinleyin. Holocene ve Calgary'den başlayabilirsiniz mesela. Dinlemeyenler için eski albümlere yol gözüktü. Say baştan!

United States of Tara, tavsiye üzerine başlayıp bir haftada bitirdiğim çok şahane dizi, izleyin. Çoklu kişilik bozukluğu olan bir Tara(lar) ve ailesinin hikayesi. İlginç ve eğlenceli, 3 sezonluk bir vakit öldürgeç.

Horrible Bosses
ya da diğer adıyla Patrondan Kurtulma Sanatı. Eğer yakınınızdaki sinemalarda oynuyorsa hala, vaktiniz de varsa, gidin gülün biraz. Çoğu Hangover'la karşılaştırsa da hatta benzetse de tarz olarak pek de benzerlik göremedim. Gömülü esprileriyle beni Hangover'dan daha çok eğlendirdi tabii, sonuçta içinde Charlie Day var. Balım.

(Yeni) kaliteli ve güncel bilgiler içeren, farklı bir dergi. Ya da kitap. Yani eğer 300 sayfaya dergi demeyi kendinize yedirebilirseniz; dergi. Onlar yedirebiliyorlar mesela. Ekip kalabalık, her yeni sayıda aralarında değişik isimler görmek mümkün: İsmail Ertürk editörlüğünde, Oruç Aruoba, Enis Batur, Murat Gülsoy, Gündüz Vassaf, Soli Özel, ... Her sayıda eklenen onlarca yazar. Ve güzel satırlar, Özdemir Asaf,Ece Ayhan, İlhan Berk, Abdi İpekçi... 3 Ayda bir 15 Liranızı gözden çıkaracaksanız bir tane alabilirsiniz. Güz 5. sayısı yolda.

Kitap konusunda pek şanslı değildim bu aralar. Derviş Evi - The Dervish House'u geçen sene Newsweek'te görmüştüm, kitabın tanıtımını öyle bir yapmışlardı ki acaba çevirisini beklemesem de orijinalini mi alıp okusam diye düşünüp kitabevine koşmuştum. O günden sonra da bir daha kitap tanıtımlarını okuyup kitap almaya heveslenmedim zaten. Nasıl anlatayım, tıpkı fragmanına en güzel sahneleri koyulmuş, filmde de adamakıllı başka bir sahne bulunamayan, bir heves gidilen, hayal kırıklığı ile çıkılan sinema filmleri gibi. Tanıtımı okudum, kitabın arkasını okudum, ohoo, yılın kitabı dedim, yeri göğü inlettim. Okudum ve utandım. Yani bilmiyorum, tamam anlatım güzel, yazanın bir İrlandalı değil de yedi göbek İstanbullu olduğunu düşündürecek denli ayrıntılı yazılmış. Belli ki uzun süre Türkiye kültürü üzerine araştırma yapmış. Ama yetmemiş. Keşke yetseymiş. Kimi yerlerde hayran bıraksa da bütün olarak bakıldığında beni pek sarmadı. Filmi çekilse sarabilir ama. Güzel film olur ha bundan.

Hiç okumamıştım, İskender'den başladım Elif Şafak okumaya. Bestseller fobim var benim çünkü. İllet olurum bestseller titrine. Yorumlarına. Önyargı kötüdür çocuklar. Beğendim ulan. 3 günde bitirdim, çok sevdim, karakterlerine neredeyse Şafak kadar bağlandım, bitirdiğimde başka bir kitap okursam, onları öldüreceğimi falan düşündüm, o derece.

İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler (Brief Interviews with Hideous Men) , David Foster Wallace isimli ağır depresif abimizin yazdığı biraz ağır bir kitap. Ömrü elektroşok tedavileri ve antidepresanlarla geçmiş neredeyse, bunun izleri kitabın heryerine sinmiş vaziyette. Sana bana göre sıradan bir durumu öyle bir çözümlüyor ki, ulan diyorsun nelerin altında neler yatıyor, hakikaten haklı. Rahat kafayla okunması gerekiyor, tuvalete giderken yanınıza alıp götürebileceğiniz bir kitap değil mesela. 2008'de artık dayanamayıp intihar eden Wallace'ın Infinite Jest adlı kitabı oldukça konuşuldu bir ara, hala da övülür. Türkçe baskısı yok sanırım, olsa da okusak. "How to read" rehberleri etrafta uçuşuyor, orijinali okumak pek yemedi.

Geçenlerde liseden canlarla buluşup Sakal'a oturduk. Erdal Beşikçioğlu'mu lan o?! paranoyasıyla ikide bir arkamıza dönüp durduğumuz masamızın karşı duvarında üç afiş vardı. Bütün gün onlardan gözümü alamadım. Her bir afişte karakalem üç yaşlı adam. Altlarında da alıntılar. Sinek Sekiz yayınevi, birbiri ardına çöken sistemlerden kaçıp doğaya sığınan, cevaplarını ekosistemde bulan, isim hikayesinin içinde de bol miktarda Ankara, eser miktarda da Beytepe bulunan pek güzel bir oluşum. Sürdürülebilir Yaşam Kitapları ismini verdikleri kitapları ise geri dönüşümlü kartondan iplik dikiş ve sertifikalı kağıtlardan yapılma. Doğasever yayınevini ben çok sevdim, kitapları da ajandaya aldık.

Pek televizyon izleyen birisi değilim lakin Trt Okul açıldığında merak edip uzun süre takip ettim. En bayıla bayıla izlediğim programı da Ne Diyoruz, Ne Anlıyoruz? Prof.Dr. Cengiz Güleç, Prof Dr. Ahmet İnam ve pek sevgili Mehmet Ali Kılıçbay. Bu üç harikulade adamın sohbetlerini kaçırmayın; ben böyle bilgi birikimi görmedim arkadaş, o kadar söylüyorum. Bir ayna ile üç büyükleri kadraja alıp çeken çakal yönetmeni de kutluyorum.

Evde, arabada radyo takıntısı olan bir insansanız, dinlendirici ve güzel müzik dinlemek için Max Fm dinleyebilirsiniz, öneririm. 95.8 frekansında, ikide bir dönüp, neymiş lan bu şarkının adı dedirtiyor, sitede yazıyor.

EVET HER BİRİNDEN REKLAM ALDIM ŞU AN YÜZÜMÜ GÖZÜMÜ PARAYA SİLİYORUM.

Eğer sizler de tavsiyelerde bulunmak isterseniz, önerilerinizi bir kapıda yazıp, mektup zarfına koyup, mektup zarfının zamklı kısmını yalayın. Posta Kutusu 500, Teknikokullar Ankara. Yoo değil.

Neyse hadi selam söyle. Al bu da son.

6 yorum

Kısaca Fd dedi ki...

seni öneriyorum kendime. Oku ıyi geliyor diyorum yine.

ebruhu. dedi ki...

öneri dediğin böyle olur! eheh, sağolasın.

Yasin dedi ki...

peki bütün yazıyı okuyup facebook gibi beyaz ekranlı bir şeye geçince gözün önünde çizgiler oluşması.Bence blogunda bi gariplik var.

ebruhu. dedi ki...

Gözünü uzun süre kırpmadan bak, sonra gözlerini sıkıca yum, yirmi saniye sonra Barış Manço'yu göreceksin. İLÜZYOOOOOON!

Daçe dedi ki...

ahahah yorumlar da iyiymiş fakat aldığın onca reklam için blogger camiası seni affetmicek.

ebruhu. dedi ki...

Adsense 100 tıka 1 cent veriyordu, bunların hepsi toplanıp bana 20 lira + 10luk ego verdiler. Daha makul lan.