just chuck testa

Güvenmek... Güvenmek nedir ki...

Böyle bir giriş yapsam çok duygusal devam edebilirdim ha. Üç beş kişinin yarasını kaldırırdım, ağlaşırdık falan. Meh. Yok balım, biraz çıkış yapacağız burada. Az kenara çekil.

Varoluşundan sonra karakter sahibi olan bir insanın bu karakteri nasıl oluştu, düşünen oldu mu? Öğrenerek elbette. İnsana dair her şey, öğrenilmişliktir. Başka da bir şey değil. Şunun aksini iddia edemeyiz ya, edilemez. Öğrenilenlerle inşa edilen bir karakter, öğrenilenlerle atılan bir adım ve onlardan oluşmuş bi yol, yaşam. Konuşmalar, karşı gelişler, karşı gelmeyişler ve susuşlar. İlişkiler, yakınlıklar ve düşmanlıklar. Yapılanlar, edilenler. Her bir boku öğrendik. Öğretildi. Öğrenildi. Etken, edilgen; amma da fark yarattı. "Hayır, bunu ben kendim düşündüm, bunu ben kendim yaptım; öğrenmedim!" Belki. Ama ilk kıvılcımı öğrenerek çakmadık mı?

Yukarıdaki paragrafın ana fikri şudur; insanı var eden, insan eden, öğrendikleridir. Öğrendiklerinden başka bir şeyi olmayan bir varlıktır insan. Soyutlayıp minimize ettiğimizde de zaten, kişinin kendinden başka hiçbir şeyi olmadığını görüyoruz. Matematiksel bağlamda bir zemine de oturabiliyor.

Kimi kimi de, söylediklerinden yaptıklarına, davranış ve bir takım düşünceleri çalıntı kokan insanlar çıkıyor karşımıza. Bunu içten içe bildiği halde, kendine bile itiraf edemeyenler. İki üç kitabını okuyup, o yazarın uslubunu çalan. Hatta kendini o yazarın yarattığı bir karakter gibi davranmaya iten. Koca bir jenerasyon, sadece Aylak Adam olmaya çalıştı, görmedik mi? Hepimizin karşısına, "hayatın sillesini yemiş" "itilmiş, hor görülmüş" "duygulara önem vermeyen" "umursamaz" "çekip gidesi olan" insan çıkmadı mı? Biraz havalı görünmek adına bilerek bu titri kendine yakıştıran bir sürü "geleceksiz" insan. Yazık değil mi?

Bir de inanırız. Bir de bunların nev-i şahsına münhasır insanlar olduğuna inanırız. İnanmak ne kelime; büyüleniriz anasını satayım. Amma da farklı gelir düşünceleri, davranışları. Ne de şefkat duygusu uyandırır, ne korumak isteriz onu tüm kötülüklerden. Kocaman insana yavru kedi muamelesi yaparız.

Ya da onun hayatını tersine çevirecek insan olduğumuza inanırız. Ulan en çok da buna inanırız ha. Senelerce mahvolmuş bir insanın yaşamına gireriz ve onu değiştirebileceğimize, onun hayatını mükemmel, süper bir hayat yapacağımıza inanırız. Senelerce de mahvolmuş falan değildir. Öyle olmak istemiştir sadece. Okumuştur, çok cooldur, ben de öyle olayım demiştir, olmuştur. Ama olamamıştır. Yine de çabalıyorsun işte. Salak.

Gün gelir, bir kitapta rastlarsın, yaşamına müdahale etmek istediğin insana. "Vaay nerelerdesin ya, lan ne adamsın be, kıl yün" Tanıdığını, orijinal olduğunu sandığın insanı kelime kelime, sayfa sayfa okursun. Kitabı kaparsın. Düşünürsün, bu da mı gol değil diye, ofsayt osman seni.

Neyse, gerekmedikçe güven konusunu gündeme getirmeyin. Yazık günah.



Almancayı öğrenip Marcus'a koşacaktık hani? Almanca tamam da koşması kaldı. Scheisse!

2 yorum

Kısaca Fd dedi ki...

herkes değişmek istiyo. ve en çok kendini değiştirecek insanları seviyo. Bu yüzden sevene dek kendmizi bişey sanar severken ve sevdikten sonra ise bir hiç olarak görüp onun için herşeyimizi vermeye hazır oluruz. Böyle işte. Kimse halinden memnun değil. değişmek istiyo herkes.

ebruhu. dedi ki...

Ben beni değiştirecek insan sevmem ya, yani 'ben seni değiştiririm' kararlılığıyla gelen insan kendini beğenmiş insandır.Yol alsındır. Ama birisi uğruna kendini değiştirmek de fedakarlık mıdır saçmalamak mıdır bilemiyorum henüz, karar veremedim.