ba-bet. bok.

Japonya'da her gün metroya bilmem kaç bin insan biniyor. İniyor. Biniyor. Gidiyor. Gidiveriyor, 5-10 dakikada. Lakin ben, bu kadar insanın bir bildiği olmalı demek yerine, metroyu bugün sadece 2. kez kullandım. Tabii ki bunun türlü nedenleri oldu, kullanabileceğimiz bir muhitte oturamadık hiç, ya da çalışması yüzyıllardır devam eden metro inşaatları oldu vs. Nitekim konumuz bu değil.

Uzun mahlasını her fırsatta dile getirdiğim insanevladı ( ki biz ona kısaca duyd deriz) ile bugün farklı sıfatlara layık bir gün geçirdik. Bu günün aksiyonu da şüphesiz metro oldu. Hayatında kim bilir kaç kez kullanmıştı metroyu, o alt geçit labirentinde oklara falan bakmadan istediği yere çıkabilirdi, pasif skill : bu yolların ustasıyım... Neyse, beşer şaşar, bir süre idrak edemedik, "ulen ya yanlış biner de Batıkent'e falan gidersek?!", "olum İvedik neresi lan?!" (bu benim, meyneket nere diyenlere iç rahatlığıyla Ankara diyebilen ben.) falan filan. Sonra yüreğimizin sesini, biraz da etraftaki insanları takip ettik, bindik. Seinfeld, How i Met Your Mother'dan falan metrolu bölümleri hatrlayıp güldük, bi gülmede vardık Akköprü'ye.

Japon yapıyor.

Yazın geldiğini ve giysi dolabında bir şey olmadığını farkeden iki vandal olarak, alışveriş merkezine dalıyoruz. Almayacağımız zilyon şeye elimizi sürerek geziyoruz mağazalarda. Almak istediklerimizi bulamadık, bulduklarımızı alamadık. İkimizde birbirimize bi'şeyler gösterdik, ikimiz de birbirimizin gösterdiği şeyleri beğenmedik falan filan.

Mağazada Billy Jean çalıyor.

Benim topuklu ayakkabı giymem ya da giymemem konusu üzerine pros & cons çalışması yapıyoruz. Bir mağazada herkese yukarılardan bakmak, önce mutant gibi hissettiriyor. Daha sonra duyd "yanımda durma" diye benden kaçınca, dosyayı kapatıyoruz.

Her fırsatta babet denedi. Ben babet sevmem. Her fırsatta babet denedi. Babetten nefret ederim. Babetler için "aklını çıldırdı" ama benim "aklım çıktı". Babet giyince o parmak ayrım çizgilerinin gözükmesi, beni çıldırtıyor, ayaklarının arkasını vuruyor, pamuk koyuyorlar, ya da ten rengi çorapları kırış kırış gözüküyor, ya da 45 numara gözüken ayaklar çıkıyor meydana, ya da ya da sarı yeşil falan giyip iyice öldürüyolar beni. Ama o umursamıyor, denemeye devam ediyor. Babetli kızlar geliyor sonra, ayaklarını sürüyerek yürüyorlar. Sürüme şu ayağını seni lanet olası diyorum ve elimdeki topuklu ayakkabının topuğuyla kızın ağzını burnunu yamultuyorum. Sonra duyd uyandırıyor beni, gezinmeye devam ediyoruz.

Babetten tiksiniyorum.

Şükürler olsun ki babet almıyor, bir şeyler alıyoruz. Yorgunluktan ölüyoruz. Münüş'le, Hala'yla, Burak'la tanışıyorum. Aile fertleri, isimlerini her gün duyuyorum ama tanışmak tam da o ölgün ana denk geliyor. Mutlu oluyorum. Çok güzel, ışıl ışıl gözleri olan insanlar, kafamdaki izlenimlerle birleşince "olağanüstü" bir hal alıyorlar. (ama küçük beni sevmedi.)

Küçük ollie yapıyor, kaykay düşüyor.

Sonra poşetlerle dolu eller, ayaklardan aldıkları emirle eve doğru yola koyuluyorlar. Metroya tekrar biniyorum, tedirginim. Metroya bindiğimde ölecek gibi oluyorum, içeride onlarca insanın soluduğu müthiş boğuk bir hava var, yüzüme vuruyor, nefes alamıyorum, çok sıcak, çok bunaltıcı. Sıkıntılı. Her an bir kaza olacakmış gibi hissediyorum, kalbim çok hızlı atmaya başlıyor. Terliyorum, terler boşalıyor şakaklarımdan. Pencere yok mu, ne kadar da havasız. Boğuluyorum, yeraltındayız ve ufacık bir sarsıntıyla ölebileceğimi biliyorum. Toprağın altındayız. Ölümü çağrıştırabilecek her şeye sahibiz. Ölüm yanımda oturuyor, babet giymiş. Allah belasını versin, tekmeliyorum onu, elime ne geçerse vuruyorum kafasına. Allah belasını versin, sürüme şu ayaklarını! Sonra yumuşak bir tonla kadının biri "Kızılay" diyor, havaya ulaşabilmek için koşuyorum, merdivenleri koşarak çıkıyorum, yürüyen merdivenle çıkanlar hayretle bakıyorlar bana, hızımı alamıyorum, koşuyorum. Temiz hava, derin derin nefes alıyorum, yeniden doğmuş gibi, şükürler ederek. Bir daha metroyu kullanır mıyım onu bilmiyorum, lanet ediyorum.

Otobüs geliyor, biniyorum. Binalar geliyor, ağaçlar geliyor, ışıklar, insanlar geliyor.
Evim geliyor, iniyorum.

4 yorum

Peyton Sawyer dedi ki...

Bende babetlerden nefret ediyoruuuuum!(:

strawberry fields sakini. dedi ki...

palahniuk etkisi belli olmuş. çok güzel yani, o manada.

Yasin dedi ki...

Vuvuzela<Babet<Ömer Üründül ...

Eternal dedi ki...

modern talking - you are not alone, benim için, bizim için gelsin!