amca

Otobüs durağındayım, eve dönüyorum. Hava soğumuş, ben yorulmuşum; kimseyle de göz teması kurmuyorum, yabani bi görünüm vermişim suratıma, bekliyorum bir otobüs gelsin de bineyim diye. Ama yine olan oldu. Yine. Otobüs dolmuş maceram bitmez benim, amcalar teyzeler de suratımdaki vahşi ifadeye bayılır. Derler ki binlerce genç var çatacak, ama biz bunu seçelim. Üstüne üstüne gidelim belki kavga çıkarır, biz de eğleniriz. Efendi efendi oturuyorum, bi amca geliyo ilerden. Ama falsolu geliyo, böyle manevra yapa yapa geliyo, ama geliyo, görüyorum. Bi de üstüme üstüme geliyo. Yakınlaştıkça fark ediyorum ki bu amca normal bi amcamız değil. Dış görünüşüne göre yargılarım. Yaparım bunu. Yani kimse kusura bakmasın ama elinde pembe bi dosya, üstünde turuncu hırka, altında da iki çifti de farklı renklerde (dizine kadar çekmiş paçalarını, belini nereye kadar çekmiş sen düşün artık) çorap olan bi amcayı ben ciddiye alamam. Ben alamam arkadaşım, lütfen. Esnerken de garip bi hareket yapıyo, böyle 4 kere falan yerinde zıplıyo. Her esneyişi önden tahmin edebiliyosun yani, adam zıplıyo çünkü. Her neyse, geliyo bu. Geldi durdu önümde. Amca ayıboluyo dedim. Nabıyon dedim, otursana! Geçti oturdu. Sana tam diyaloğu yazayım da;


Amca : Sen bayağdır bekliyon de mi?
Ben: Nasıl?
A : Kaç dakkadır bekliyon?
B : Bi on dakika falan olmuştur heralde?
A : Gelmedi mi otobüs?
B : Gelmedi amca.
A : Gelse binerdin zaten de mi?
B : ...
A : De mi?!
B : E-evet.

2 dakika sonra bi kız daha gelir durağa...

A: (Kıza döner) Biz bayağdır bekliyoz da gelmedi otobüs.
Kız : Öyle mi...
A: (Beni göstererek) Bu da 10 dakkadır bekliyo, ben de 5 dakkadır bekliyom. Yarım saattir gelmedi otobüs. (Matematik profesörü olduğunu anlamış oldum.)
K: ...
A: Bu otobüsü kaçırırsak 45 dakka daha bekleriz.
B: E yarım saatte bir değil mi otobüs?
A: Ne bileyim ben be?
B: Hö?

5 dakika sonra falan bana geri döndü...

A: Ben uğursuzumdur böyle, hep beklerim. (gülüyo)
B: Yok yau, tesad...
A: Değil değil. Bankaya giderim, sıra beklerim; otobüs dolmuş hep beklerim, eve giderim yemek beklerim; yatakta da hanımı beklerim. Hanım bulaşık falan bi girişiyo, onu bayaa bekliyom. (çok gülüyo ama.)
B: Öyle mi, ehe.
A: Hanımı bekliyom çok.
B: Tamam amca, anladım!

Böyle deli gibi bişeydi. Değildi de tam. Ne biliyim akıllı adam konuşması mı bu yani, hanımı bekliyomuş falan. Banane amca bigitya!

Özel bildirim : Duydum ki dünyanınengüzelburunluinsanı tanımı paylaşılamaz olmuş. Ama üzüldüm. Dünyanın en güzel burunlu iki insanı sizsiniz, kavga etmeyin; terliği yersiniz.

Ha gel gelelim Cumartesi günü olan Scorpions veda konserine de dünyanınendörtdörtlükinsanı ile gidiyorum. (oldu mu?) (bence şahane oldu) Later bitches!

.dll

  • Şu ülkede kimse uzmanlaştığı işle uğraşmıyor. Sebepleri malum, sonuçları da ortada zaten. Ha, uzmanlaşmak derken de böyle akademik bi' öğrenim sürecinden bahsetmiyorum elbetteki. Dolmuş_vitesine_toka_takma-101. Böyle bişey yok. Ama hepimiz de insanız. İnsanım insansın insan. Bu böyle. Hizmet sektöründe de genellikle insan çalıştırılır bildiğim kadarıyla. Ben demek ki istisnasına denk geldim, bugün bindiğim dolmuşu bir öküz sürüyordu. Yok yok gerçekten. Boynu olmayan, paçalarında kılı yünü biten, böyle ön cama salya püskürterek öksürüp tıksıran, ciddi anlamda bir öküz. ÖKÜZ! Ulan, herkes indi, ben de bir durak sonra inicem; dedim ki "bi'şey sorabilir miyim?" güzel bi ses tonuyla ve kibarca iletişim kurmaya çalıştım işte ne biliyim. Yol sorucam yani öyle zor bişey değil. Dolmuşçuya yol sorulur, ne sorucam başka. Neyse, bu böyle bi gerindi önce, sonra da dedi ki, "yoo, soramazsın." Önce bi' afalladım. Gülüyo mu diye inceledim. Yok. Verdiği cevabı işleme aldım, evirdim çevirdim. Yok. Ctrl+F yaptım, sistemde böyle bi cevap usülü de yok. Aldı mı beni bir sinir. O dikiz aynasına asılı iple zincirle bunun boynunu bi sıkmışım, öyl.. Uyanıp dedim ki, inicem, dur! Başlarım senin kibarlık anlayışına da sana da diyip indim. Terrrbiyesiz evladına bak ya.
  • Aynı güzergahta tekrar karşılaşırsak eğer, bilesin ki dolmuşçu, bilesin ki çok hayın planlarım var. Bir milli servet düşmanı gibi, bir seviyesiz gibi, dolmuşunu boydan çizerim, adamı hasta etme. O deri kaplama koltuklarını anahtarla deler, içindekileri de etrafa saçarım. Dolmuş koltuğunu ne bok yemeye deri kaplatıyosun ki, pişik mi olalım. Ayağa kalktığımızda arkamızda ıslak bir iz mi kalsın, nedir sizin derdiniz? Bence siz bize kılsınız. Öyle bi hava sezdim. '-'


  • Dün sabah (100'den sonrasını saymadım) o kadar çok gidip geldi ki elektrikler, bizler de mükemmel akıllı olduğumuz için hiçbir elektronik aletin fişini çekmedik prizden ki, böyle gide gele devreleri yansın, içi çürüsün, kullanılamaz hale gelsin, biz de rahatlayalım. İstediğim de oldu. Hdd'm, iki gözümün çiçeği, sen çalışma. Sen bırak kendini, böyle bi tavırlar. Işığı yanmadı. Önce bi kaç zorlamayla açılır gibi oldu, sonra sönerek kapandı falan, nazlandı bayaa. Daha evvel içindekileri ve aleti kaybetme tehlikesi yaşadığım için, içim titredi doğal olarak. Evlat gibi lan, inanılmaz emek var onda. Öyle böyle değil. Sanırım bu son seferiydi dedim, bi köşede hıçkırık krizine girdim. Akşama doğru kendine geldi beyefendi, eski performansıyla sahalara geri döndü. Ödümkoptuburda! Serseri! Gerçi hala kablosunu oynatınca güç kaybından kapanıyo. Üzülmüyor değilim.


  • House M.D. ve Fringe'in yeni sezonları.


  • Üstteki madde eksik değil. Sözün bittiği yerdeyiz, ondan.


  • Onboard ekran kartlarının tümden allah belasını versin mi? Gani gani versin. Böyle rezillik, böyle varlık içinde yokluk olmaz arkadaş. Eski bilgisayar külüstürdü, insan boyunda ekranı vardı (bkz. ilk bilgisayar) 64mb ekran kartı vardı(bkz. commodore'un emmioğlu) ama vardı be. Kullanıyordum, oyunumu oynuyordum ağız tadıyla. Tamam abartmayayım 3-4 oyun toplasan, ama.. En azından ayarlarıyla oynadığın zaman bi kaçına daha izin veriyordu. Ama lütfen, wcraft ı bile kare kare, ağırlıktan ölecekmişcesine çalıştıran; sonra da insanı direct3d error lerine boğan bi karta da merhamet göstermemi istemeyin. Başlarım kart paylaşımına da duyulmamış adına da.


  • Freecell falan da eğlenceli bence aslında.


  • Bir buçuk saattir de sitenin otoparkından susmayan alarm sesi geliyo, kimse de demiyo ki noluyo? Sahibinin sallamadığı çok açık ama kimsenin de rahatsız olmaması daha bi değişik. Otoparka doğru koli bandı fırlattım az önce. Çünkü rahatsız olunca böyle yapılır, modern insanlarız. Ve hala devam ediyo. Bağışıklık kazandım gibi bişey. O susunca büyük, kocaman bi sessizlik olucak, buna dayanabilir miyim bilmiyorum.


  • Mmporg buldum, yeni. Aslında gayet stratejik, point n click mantığı hakim. Ama fps altyapısı üzerine kurulu. Şöyle; sinema büfesi map'ini seçiyosun. Armor olarak gömlek. Gun olarak Barkod okuyucu lazerin var, gerektiğinde reload etmek için dışarı nişan alıyosun, jetonlu oyuncaklardaki mantık. Neyse, oyunun bölümleri var işte film öncesi, film arası, film sonrası gibi. Bu esnada üzerine zombi istilası başlıyo, aç, susuz ve acelesi olan bi kalabalık. Cannibal değil belki ama cüzdanıyla spell oluşturabiliyo falan. Neyse, alıyosun eline barkod okuma şeysini, sıka sıka ilerliyosun. Değil tabi. Yazar kasayı söküp atmıyosun kafasına. Bir hafta ban yedim, forumda şikayet etmişler. Neyse, yeni hesap alıp yeniden giricem yarın. (yarın gece son seanstan sonra brewfest başlıyomuş, sıçtık)

Pek parlak bi güne uyandığım söylenemez. Depresif bi bakış açısı değil bu bildiğin pusluydu yani. Adını verip deşifre etmek istemiyorum ama ev ahalisinden ebeveyn ve sarı uzun saçlı olan, sigarasını söndüremeyip attığı için çöp "biraz" yanmış. Böyle ne varsa yanmış. Ve bu sarışın bomba ev duman altı olana dek de durumu fark etmemiş. Ama diğer bi' sarışın bomba da yine güçlü hislerine dayanarak (adam hisli, yapacak bişey yok.) mesaj atmış. Gereksiz ayrıntıları atlarsak, ölmedim. (yok yau)


N'aber?


Böyle bi olaydan sonra Bahçeli'ye gittim ben. İnsanoğlu nankör arkadaş, hiç bişey olmamışcasına. Neyse, bi selpakçı çocuk bana çıkma teklifi etti. Günün bombası bu asıl. Aslında önce açım falan dedi. Ama aç gibi gözükmediği için ben oralı olmadım. Genelde selpak satan çocuklara karşı hiç oralı olmam. Oralı. Evet neyse. Çocuğum yürü git dedim, abla ne güzelsin dedi, layürügit dedim çıkalım mı dedi, yerimi değiştirdim, peşimden geldi ki o an aç olduğunu anladım. Tokada aç, dayak arsızı. Sonra arkadaşım geldi de neyse ki...


Uzun zaman sonra aldığım ilk çıkma teklifi sonrası, arkadaşlarım onu aşağıladığımı düşündüler. Sen dediler niye selpakçı diye aşağılıyosun dediler. Belki dediler büyük adam olucak o. Çok utandım kendimden ve gidip çocuğun bütün selpaklarını satın alarak bir de eline telefonumu yazdım. Akşama doğru beni arad...


Dur lan öyle olmadı!


Eline telefon yazıyo bi de, sanki bana California'da barda. Hayır bi de selpağa yazmak varken. Orda aklına gelmiyo işte insanın.


Ya neyse, biz kaçtık hemen ordan, nabıcaz başka. Çünkü bu oluşumlar "çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane!" nin "selpak aldım bir tane kovaladım bin tane!" versiyonu. Yani ters konuşursan falan ya arka cebinden keskin bişey çıkarır, ya da "İBRAYİM, HİLMİABİ!" diye çığırarak çeteyi toplayıverir. Birken 100 olurlar, 1 lira verecekken 100 lira borçlu çıkarsın. Ne gerek var yani. Hani 50 kuruş ols... Olum bi kere 10lu paketler 1 lira onların?! Bunu da söyledim de, diyaloğa da giremiyosun. Bali de çekip geliyo çünkü üstüne. Ulti açmış geliyo, sende de ne healing potion kalmış ne mana; nub musun kaçsana lan! (hello!) Otobüs duraklarında en sona tek başına kalan biri olarak, ben bu çileyi çektim dostlar. Aman. Olum git lan almiycam hasbinallah!


Velhasıl, güzel bi gündü. Edda Babu diye bi yere gittik, eğer giderseniz adımı verin, bi bira alana ikincisi aynı fiyata. (Merhaba bu bir gofret reklamından çalıntıdır. Allah belasını versin öyle reklamın.) Biraderler tabağı diye besin maddesi vardı mesela. Masaya iki kardeş striptizci çıkarıy.. Yok, dur. Doldurmuşlar kızartmayı, biraderler olmuş. Mumdu pastaydı, Sabri'den bile bahsettik yani o kadar da muhabbet ettik. Sağ bek Sabri. Pastadan da Sabri çıktı. Sonra Sab.. Sonrası da öyle umduğunuz gibi değildi, fesat mısınız nesiniz ha.


Hadi o zaman napalım dağılalım mı millet. Hadi tikat edin!