(yazıyla alakasız başlıklar silsilesi. tek cümlede hissiyat belirtme ihtiyacı.)

Belgelerim içindeki Örnek Müzik klasörüne ilk defa girdim bugün. Birisi Beethoven 9 nolu senfoni, diğeri de Highway Blues. Normalde yüzüne bile bakmadığım Örnek Müzik klasörü, bak gün geldi ne biçim değerli oldu birdenbire. Resmen riyakarım belgelerime karşı. Örnek Resimler keza.. O kadar dinginlik verici fotoğraflar var ki içerisinde.. Zaten 4 tane. Gün batımı, Kış, Mavi tepeler, nilüfer çiçekleri. Bu dört fotoğraf da ya arka planda karşısına çıkar insanın ya da bi dosya bişey ararken. Hiç özellikle bunları arayıp kullanan insan bilmiyorum ben.

Az önce dvd romla da kavga ettik. Bana böyle nasıl da çemkiriyo, hırlıyo, tıslıyo. Bi tanecik dvd okuyacaksın lanet olsun senin gibi dvdroma. Hayvan! Bazen kasadan öyle sesler gelse de azıcık itiyorum, kakıyorum; huzursuzluğu geçiyo. Gazı oluyo işte, pışpışlamak gibi.. Ama bi dvdrom da bu kadar burnu kalkık olmamalı. Cd nin üzerine böyle pahalı bi teknoloji geldiği için kendini bi bok sanıyo. Kafasına göre yazıyo dvdleri, o gün gününde değilse dvd yazma işleminin ortasında atıveriyo boş diski, yanıp gidiyo o da. Aç tuşuna da 18 kere basmak gerekir ki, seri bi şekilde, anca açılsın. Hayır ama benim suçum, ben diski koyduktan sonra çıkan dili elimle iterek kapatan insanım. Yok açma düğmesine basıp kapanmasını sağlayayım da bozulmasın falan, ı ıh yok. Taş devri insanıyım ben. Bilgisayarı ayak parmağıyla açanlara selam ederim, biz hepimiz toplansak, bilgisayarları voltran etsek, bi muza eş değer olur sana yemin ediyorum. 16 bit commodore 64 ekranıyla yazıyorum bunları da zaten. Öylesine rezil.

Bugün inanılmaz yorgunum, tahammülüm bitmiş mesela. Hava da ısınır gibi oldu ya. Çılgınlar gibi akın ettiler yine çimlere, çok kalabalık, çok gereksiz bi coşku hakimdi kampüste. Çok insan sevmiyorum. Geriliyorum çok insan olunca. Bi ortamda çok insan varsa giremiyorum o ortama, yanından dolanıyorum, başımı uzatıyorum, ''nolmuş?'' diye kafayı uzatan meraklı amcalar gibi. Ama hazzetmiyorum, cidden gerek yok. Maksimum 5-6 birey.Neyse... Delirmiş gibilerdi, 28 days after gibi Zombieland gibi, üstümüze üztümüze anlamadığımız bi dilden konuşarak geliyolardı. Farklı bi ırktan geldiklerini düşündük bi süre, ne olduğu konusunda bi bilene danışıcam. Dünden hafif ıslak çime keten etekle oturmuş bi kız, sonra da bas bas bağırıyo sevgilisine. Çocuk da ikna etmeye çalışıyo, ama aşkım diyo gel kucağıma otur diyo, böyle ne biçim sinsi ama.. Çok komik olup olmadığına dair hiç şüphesi de yok. Bütün erkek arkadaşlarını da sevgilisine güldürdü. Hiç umrunda bile olmadı, nasııııl geniş. Nasıl itici. Pis.

Ders bitince beykafeye gittik de aman kimsecikler yok. Meğersem herkes haber alıp gitti mi noldu, öğrenci kollektifleri aktive olmuş, polisler de kampüsün iki kapısına plastik gövdeli abileri göndermiş, ulaşımı katletmişler. Aman dedim, giderim ben de dedim, sizin egonuza mı kaldım dedim. Bilkent kapısından çıkıp pes oynamaya gittik. O trafikte de yapılabilecek tek muhabbet elbette ki araba muhabbeti oldu. Biri Bmw ister biri clk serisine özenir. ''aaa şuna bak'' ''ohaaa geçeni gördün mü'' ''yuuh be o ne öyle!'' gibi. Ben de boyuna güldüm. Heb güldüm. Vurdumduymaz olduğumuz için bizi pek bağlamadı olan bitenler. Zaten bişey olmadı sanıyorum, çünkü 9 gibi kampüse girdik de kimse bişey demedi konu hakkında. ya-ya touuuğğree o zaman.

Bi karar aldık, geleneksel. ''artık çalışmaya başlayalım be. hakkaten.'' kısmetse yarın. Hiç olmadı Pazartesi..

Günün sürprizi olarak da izleyici sayımı 24 e çıkarmanız beni çok mutlu etti çok kıymetli bilogırlar. Herkese benden çay. Jhemm'e de bi stamina potion bi de gofredo. (bi tane, belki iki. duruma göre)

Nasıl bi giriş yapsam, nasıl saçmalasam diye düşündüm de; sevgililer gününde falan her dilden ''seni seviyorum'' demeyi öğrenen insanlar geldi bi an aklıma. Çünkü aynı heyecan geldi bi, sonra gitti. Defolsun gitsin, rezil midir nedir.

Bugün ben her Pazartesi olduğu gibi, yine uyanmak istemedim. İnsanların Pazartesi'leri boşken, benim en bi sabah dersimin olması, dersin de bölüm başkanından olması, bazen beni benden alır. Asırlardır derse girmediğimi de hatırlayarak, kontörüm olsa mesaj atıcam... Biriniz makro notlarını getirsin, allahsızlar!!

Yarın da dersim öğlen ama, biz sapık olduğumuzdan, sabahtan kütüphaneye gidip kitaplarla sevişmeyi uygun bulduk. Dergilerimi, çizim kalemlerimi koydum çantaya, bırak allaşkına, ders mi çalışırım ben kütüphanede. Gerçi çalışsam çalışırım. Ama genelde arkadaşlarım bana kısaca'' bi bilardo atmayalım mı?!'' dedikleri için, böyleyken böyle...

(şu an(gecenin şu vaktinde) içeriki odadan duvarı yumruklayıp ''lag yapma lan!!!11birbir'' şeklinde höyküren abi. SADECE WINAMP AÇIK BE! Anneeeeeeee! )

Az önce dexter ın küçüklüğü olan bi arkadaşla konuşuyoruz, diyo ki bana, şu saatte diyo ki, bizim diyo kampüse diyo Kreator geliyo, Exodus geliyo, Sepultura geliyo diyo. (ben de geliyorum tarzında münasebetsiz bir cevabı da ancak ben verirmişim demek ki. ne biçim terbiyesiz.)Bana utanmadan sayıyo böyle. Hayır istiyo ki ben bu heyecanla uyuyamayayım da, ona eşlik edeyim sabahlamasında. Çünkü onun dersi yok. Çünkü onun sonisfer bileti var. Gıcık gibi biraz. Sanki böyle, hafif..

Ya bugün hazır gitmemişim derse, rahatım, oturdum masaya, çizeyim dedim. Madem dedim ders çalışmıyorum, çizeyim dedim. Trt1 de de Muhteşem Kraliçe var. Çok samuray abileri görünce dayanamadım. Çizesim geldi. Sonra annem de geldi peşinden. Böyle gaaayet de sakin bi şekilde ''ptt'ye git'' komutunu verdi. ''point&click'' Ben tabi önce melee şekilde, makasa ivmelendim. Sonra dedim ki, içimden söylene söylene gidersem, belki bi sinerji oluşturup, evin pencerelerini falan patlatabilirim dedim. Böyle 5 dakika süren bi karar anından sonra kendimi bikot bikapşonlu, kapı önünde buluverdim. Hani bakkala gönderilen çocuk olur ya, para üstüyle de kendine şeker sakız al denilmiştir ona, onun hevesiyle gider. Heh. yokmuş öyle bişey. Kalmamış ondan. ''anahtarını al, kapıyı açtırtma bana'' cümlesinin gazıyla ben bayaa bi yol katettim zaten. Cidden yazıklar olsun.

Yalınız, ''Kolay gelsin, iyi çalışmalar^^ '' şeklinde şebelekleştiğim Ptt çalışanı. Senin o mahkeme duvarı suratına başlarım! Eşşoleşşeğe bak, bi iyi günler demek çok mu zor lan?! Pislik. O sistem çöker de tüm işlemleri manuel girmek zorunda kalırsın inşallah, amin.

Camel-Rhayader sonrası bir de Eluveitie- Inıs Mona dinledikçe, tin whistle isteğim artmaya devam ediyo, onu naapıcaz ya? Work&Travel'la Amerika'ya gidicem diyen bütün arkadaşlardan birer tane istedim, hepsi alırsa, burada ufak çaplı bi kaval grubu oluşturucam. Sonra dünyayı ele geçiricez beraber. Dinazorlar sınıf başkanı olucak, bi de yaşarken arka planda hep müzik çalıcak.
Benim en büyük hayalim olmuştur hep, gündelik yaşamda bile arkada bi melodi olsun isterim hep. Mutlu anlarımda yan flüt, klasik gitar melodileri olsun arkada, hüzünlü bi anda klişeli keman falan. Ne kada güzel olurdu öyle olsa. Keşke olsa öyle.

Ben çantadan ıraksarım mütemadiyen. Çok sevmiyorum çanta. Her şeyi ceplerime elime koluma doldurup robocop gibi gezmeken büyük haz alıyorum. İnsan manyak olmayagörsün işte. Her şeyi de defterin arasına koyunca bi kaç bişey illaki dökülüyo tabi. Geçen gün arasında conanım vardı, imparator serisinden. Bulup da haber vermeyen de inşallah hemoroid olur. Danışma : mail. go!

Bak mesela sabahtan beri aklıma, yazacak o kadar çok şey geliyodu ki. Bu içerden duvara bi vurdu böyle. Slowmotion izleyince duvardan benim odaya doğru bi enerji gözüküyo yani hoş değil. Bi vurunca bütün aklım gitti. Mö gibi oldu, hiç bişey hatırlayamadım. Neyse dursun bu, aklıma geldikçe ilave ederim. ...Şimdi yatmalıyım lordum, yarın güneşin doğuşuyla halkı selamlama törenine hazır olmalıyım. Unutmayın, yarın zorlu bir gün olacak...

Uluslararası yarışmalara ne meraklıyız aslında. Çılgınlar gibi milliyetçilik yaparız, kimsecikler de bizi tutamaz. ''dünyanın en güzel sümüğü bir Türk'ün burnundan çıktı'' dense, bizden iyisi yoktur. Best Model of the World'ler, Eurovision'lar, kıçıkırık iki ödül verirken kendini dünyanın merkezinde sanan eliminasyonlar... Bitse ya bir anda, böyle durulsa ortalık, ülkeler yarışacaksa da teknolojik alanda yarışsa, ''ilk uçan arabayı kim üretecek -Jetgillstar!'' gibi olsa. Sansasyonel olmasa da belli bi amaca hizmet etse mesela. Dünyanın en güzel kızı olarak seçilen, standart ölçüde (standart bir etiyopyalıysa, ben öleyim.) güzelce bi hanımkız, bizim ülkeden çıkmış olsa n'olur, olmasa ne? ''Miss World İtalya'dan çıktı, demek ki İtalyan kızların totosu hep ''beyle.'' Hangi genellemeye uşak bu yarışmalar bilmem ama hangi zihniyete hizmet ettiği çok açık. Evvela, katılımcılardaki salak imaj beni benden alır. ''Ülkemi temsil etmek için bıdıbıdııdıbıdıı...'' Sen beni temsil etme kardeşim. Beni temsil edecek olan sensen, sen etme beni temsil. Temsiliyet, bir güzellik yarışmasına gönderilen 3-5 apaçinin yapacağı iş değil. ''Elimde sihirli bi değnek olsaydı, tötüme sokardım!'' Programın yapımcısı evinde çayını içerken, ayağında pon ponlu terlikleriyle angut sorular türetsin, sen de onlara en barışçıl mesajları ver, onunla da ülkeni temsil et. Sonra da desinler ki ''şu şu ülkenin adayı dünya barışına uğraşırmış.'' Uğraşsın, kendi başına uğraşsın, modellik kampında tırnağını kırdı diye küstüğü arkadaşıyla barışsın. Elinde sihirli değnek, kıçında bi avuç bikiniyle diplomasi senin neyine?!

Küçüklüğümden beri Eurovision günlerinde beni bir heyecan alır. O büyük gece televizyonun sesi açılır, iyi de olsa kötü de olsa, o destek, o holigan ruh televizyon karşısında oluşturulurdu hep. Orada sallanan Türk bayrakları, Türk grubun sahneye çıkması, sonra oylama vs. O kadar önemliydi ki benim için. Eh, o yaşlarda Kinder'e tapan bi tiptim en nihayetinde, farkındalık sınırına çeyrek var. İşte o zamanlar, oylama zamanında bize verilen oylara bakıp komşu ülkelerin dost, Almanya, Belçika, Hollanda gibi ülkelerin de birer Türk Cumhuriyeti olduğuna kanaat getirirdim. ''obaa Almanya 10 verdi olum! eyyt bee!'' ''şerefsiz yunanlar, biz onlara 8 verdik onlar bize 3 verdi, hmm demek ki biz süperiz onlar değil'' gibi mantıksal çıkarımlar... Hoş bunu hala düşünen binlerce insan var dünyada. Nitekim bunu milli bi mesele haline getirmenin, sonucun altında bit yeniği aramanın, çıldırmaların mantıksızlığına uyanmak lazım. Ha, böyle '' örovizyon siyasete alet olmuş abi, ülkelerin birbirini pohpohladığı, politik bi sahne oldu artık'' diyeni de anlamam, bırak ,işte napıcan, takma kafanı bu kadar. Madem zoruna gidiyor bu kadar, madem müzikal açıdan doyurucu değil, tamamen fraksiyonel; izleme o zaman. Huzursuzluk çıkarma o zaman, akıllı görünmek için anarşist davranmanın mantığı nedir anlamış da değilim. İzleme arkadaş, 1. olursak da sevinme. Ben alkış tutarım senin yerine, valla bak.

Yetenek Sizsiniz diye program yapıyor adam, akın ediyor millet, kendini rezil edeninden, yetenek abidelerine kadar. Ya tamam, yarışmaya, birinciliğe açsınız ama isminde bile kinaye olan bi programa katılmak neden? Kelime oyununuza tüküreyim sizin medya kadar, ufalttıkça ufalttınız insanları. ''yeteneksizlik'' ile itham edildiğinden bihaber insanımız da grup kurup koşturuyor yarışmaya, ne o, birekydans yapıcaz. Yapın anasını satıyım, dönün kafanızın üstünde, bok var. (izliyoruz ismail, yüreğimiz sizinle!)

Katıldığım en sessiz yarışma kompoziyon, en afili yarışma da dans yarışmasıydı. İlkokulda, olduğu kadar. Hiç de birinci olamadım. Birinden mansiyon birinden babayı aldım.(bkz. baba) Ondandır bu çekememezliğim, yoksa bu kadar hırçın da değilim.(miyim) öyleyim öyle. neyse tamam bit.

(notcan: ya ne olay yaptınız, dans dediğin de bachata olacak hali yok, ilkokul diyorum, spice girls ve 5 kız. ne olacağıdı başka?)